Mogwai seyahatimizden sonra müzik gezimize A Silver Mt zion ve ön grup Shearwater ile devam ettik.Le Bataclan adlı Paris'in güzide konser mekanında yerlerimizi aldık.Bir süre kapıda beklerken ıslandık ama Bataclan daki yerimizi alınca konsere biraz daha yaklaştık.Ve işte o an ışıklar söner Shearwater sahneyi doldurur.Her şarkı diğer bir şarkıyı dinlemek için hazzı artırır.Grubu canlı dinlemek izlenimleri kat kat pozitif yapar.Nasıl desen beklediğimden çok iyilerdi.Aslında çok da bir sey beklemiyordum -olumsuz anlamda değil-çünkü ilk kez dinleyecektim.Ama öğrendik ki Shearwater ın Paris teki yanlış hatırlamıyorsam üçüncü konseriydi ve bu yüzden grup rahat seyirci rahat diyalog harika.Sonuç olarak bir saat kalmalarına rağmen doyulmaz bir konser.Ardından herkesin beklediği an sahne A silver mt zion için hazırlanmaya başlanır ve Efrim kendisini arada bir gösterir.Sahnenin tam olarak hazırlanmasından sonra grup elemanları yerlerini yavaşça alır(Efrim, Sophie, Jessica, Thierry, Scott).Sahnenin ortasına konan pet şişeden bozma çiçekli saksıyı da unutmamak gerek.Nese her şey hazırdır ve A Silver daha önce alışık olduğu Paris kitlesine döner gayet samimi olarak birşeyler söyler ve müzik başlar. Take These Hands And Throw Them In The River ,Dead Marines, Black Waters Blowed/Engine Broke Blues , Microphones in the Trees, Horses In The Sky, There Is A Light, Metal Bird, ve bis 1,000,000 Died To Make This Sound çalınır.Arada Efrim yaptığı olağanüstü diyaloglarla konser her şarkıdan önce ayrı bir havaya bürünür.Oldukça samimi, komik, iğneleyici ve kendinden emin tavırları dinleyici ile olan ilişkisini daha bir güçlendirdiğini ekleyebilirim.Umarım bir kez daha dinleme şansım olur zira Paris konseri turnelerinin son konseriydi ve fakat manyetikbant konser sonrası kemancı sophie yaklaştı ve İstanbul a çağırdı onları ve sophie de bir dahaki sefere görüşürüz dedi :) bu da küçük bir anekdot.Son olarak konser sırasında çekmeye çalıştığım iki videoyu ekliyorum.Umarım ilginizi çeker.(ilk video god bless our dead marines, ikincisi metal bird)
Üzerinden zaman geçmesine rağmen değinmek gereken bir şey Mogwai konseri. Bizim Ses Tiyatrosu'na benzer (koltuksuzu) cici bir yer olan Casino de Paris'de, kırmızı halılar üzerinde izledik Mogwai ve alt grup The Twilight Sad'i. Glasgow çıkışlı The Twilight Sad'den ayrı bir yazıda bahsedeceğim. Sahnede sadece yarım saat kaldılar ama özellikle solist James Graham'ın performansı görmeye değer. Dolu bir salonda sahne aldı Mogwai. Cayır cayır çalıp, bir de bis yaptılar. Stuart Braithwaite'in "World Cup Argentina '78" tişörtü ve bazı şarkılarda kullandıkları MacBook Pro'nun ekran koruyucusu olarak göze çarpan Celtic F.C. fotoğrafları (soyunma odası falan) hoş detaylardı. Söyleyecek pek bir şey bulamıyorum, hayatımda gördüğüm en güzel ses duvarlarından birini inşa ettiler karşımızda. Almanca bir blog'dan bulduğum setlist'i de vereyim:
Yes! I Am A Long Way From Home The Precipice Christmas Steps Scotland's Shame Friend Of The Night Hunted By A Freak I'm Jim Morrisson, I'm Dead Thank You Space Expert Secret Pint I Love You, I'm Going To Blow Up Your School 2 Rights Make 1 Wrong Helicon 1
Like Herod Bat Cat
Casino de Paris
The Twilight Sad - And She Would Darken The Memory
İsveç'ten devam ediyorum ve El Perro del Mar - Sarah Assbring 'ten ve konserinden bahsederek küçük bir yazıya başlıyorum. El Perro del Mar İsveç, Gothenburg 'dan Sarah Assbring in solo projesinin adı 2004 ve 2005 yıllarında sadece İsveç te sınırlı kalan albümleri daha sonra Memphis Industries (UK) den cıkardığı albümle sınırı biraz aşıyor ve daha geniş bir kitleyle buluşuyor.Singer/songwriter olunca yapılan çalışma pop ya da lo-fi olarak nitelendirmek kolay oluyor ama müzisyeni sesi ve söyleyiş tarzı belki burada daha önemli olacaktır.Geçen haftalarda Paris'te İsveç Kültür Merkezi'nde canlı dinleme şansını elde ettikten sonra açıkcası beni müziğine daha dikkatle yaklaşmaya itti.Küçük bir konserdi ama nerdeyse yılda 2 den fazla Paris'te konser vermesinden de olabilir konseri beklediğimden sıcak geçti.Stina Nordenstam' dan da şarkı söylemesi beni ayrıca mutlu etti.Küçük konserinde bir de iki bis yaptı çocuk şarkısı olan girl girl girl boy boy boy goodbye... ile konserini bitirdi.Son olarak nasıl desem İsveç'ten kötü bir müzik çıkmıyor galiba diye düşünmeye başladığımdan benimle aynı fikirde olanlar için El Perro del Mar bir kulak kabartmalarını önerebilirim.
Bu bir boduf songs yazısı değildir gerçek anlamda.Çünkü yeni albüm beni two across the mouth tan uzaklaştırdı ve Mission Creep e ya da şuan dinlediğim Pitiful Shadow Engulfed in Darkness yaklaştırdı.Bir süredir öylece dinlemek için beklediğim albüm, yüzleşmek anı gelince tüm hayatla birden karşıma çıktı.Önce dinlemeye korktum ama birden mission creep çaldı ve two across a mouth ile aynı etkiyi bıraktı bende.İlk şarkı oldu benim için ve her şeyi başlattı.Hatalarımdan yeni binalar yaparken kendimi aynı gün tüm kahramanlarımı kaybederken buldum ve Boduf songs macerası başladı.Dinleyenlerinin bildiği gibi Mat Sweet yeni albümüyle dokunulmaz slowcore dünyasına bir muhteşem albüm daha kazandırdı.Albüm çıkışıyla tüm şarkıları büyük bir açlıkla dinlenildi ve sonuç slow slow slow ...Dünyamız boduf songs doldu.Açıkçası söylemen gerekir ki çok uzun bir yazı olmuycak ama daha önce boduf songs dinlememiş ve onu folktan ibaret zannedenler için söylemem gerekir çok yanlış sularda yüzüyorsunuz.Boduf songs ne o ne budur ve daha önce hiç dinlemediyseniz (bir kalıba sokmadan) muhteşem bir sesi ve bu müziği dinlemelisiniz...
Paris'te 2002'den beri süren bir organizasyon var, Nuit Blanche (türkçesi Beyaz Gece). Ekim ayının ilk hafta sonunda oluyor, gece boyunca şehrin birçok yerinde bedava konserler, film gösterimleri, sergiler, envai çeşit gösteriler düzenleniyor. İnsanlar sabaha kadar sokaklarda dolaşıp içiyorlar (ve işiyorlar). Paris Belediyesi'nin organize ettiği bu bir gecelik festivalin bu seneki kıyağı Patti Smith idi. Smith, oğlu Jackson ve kızı Jesse ile Saint-Germain kilisesinde 21:00'den sabaha kadar kısa konserler verdi, biz de kapağı 01:00'deki mini konsere atabildik. 600 küsür kişilik kilisenin sandalyelerinin arasındaki koridorda, sahnenin tam karşısına oturduk. Jesse piyanoda, Jackson gitarda sessizce eşlik ettiler annelerine. Patti sabaha kadar orada olacağını, bu kadar çok insanın gelmesine şaşırdığını söyledi. Ve çaldı, söyledi, dans etti, zıpladı, konuştu. Because The Night, Dancing Barefoot, Ghost Dance, People Have The Power ve birkaç tane daha. 30-40 dakika sahnede kaldıktan sonra diğer grup kiliseyi doldurana kadar dinlenmek üzere iyi geceler dileyerek gitti. Bok gibi soğuk Paris gecesinde Patti'den yayılan ısı çok güzeldi. Naçizane fotoğraf makinemle çektiğim bu küçük video da hepimize hediye.