Her yeni Pearl Jam albümü, benim için bir sınav gibi. Hayatımda özel bir yere sahip olmaları, albümlerini değerlendirmemi zorlaştırıyor. Bir yandan heyecan, bir yandan hayal kırıklığına uğrama stresi. Yine de "Beğenmedim" dememi engelleyecek kadar kör edici bir fanatiklik içinde değilim.
Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki grubun 9. stüdyo albümü Backspacer'ı beğenmek için Pearl Jam fanatiği olmaya gerek yok. Albümün buna ihtiyacı yok. Pearl Jam'in 90'lara geri dönmesini ya da grunge'ın dirilmesini kimse beklemiyor, böyle bir vaat de yok zaten. Elimizdeki 37 dakikalık, enerjik, derinlikli ve Amerikalı bir rock albümü. Grubun üzerindeki etkiler (Buzzcocks, Ramones, The Who, Bruce Springsteen, zaman zaman country) açıkça görülüyor.
İlk üç şarkı; Gonna See My Friend, Got Some ve ilk single The Fixer, hızlı ve iyi bir başlangıç oluşturuyor. Üçü de bir ağızdan söylenebilecek konser parçaları. Johnny Guitar'ı dinlerken artık biraz yavaşlamak istiyorum ve Just Breathe yetişiyor. Tam bir Into The Wild şarkısı (filmin soundtrackinin Eddie Vedder'a ait olduğunu hatırlatayım). Ardından gelen Amongst The Waves ise derin bir nefes aldırıp gerçekten Pearl Jam'i dinlediğimi hissettiriyor ve çektiğim gitar solosu özlemini bitiriyor. Onu kovalayan Unthought Known ile birleşip albümün bence doruğunu oluşturuyor. Hız tutkusunun bir diğer ürünü olan Supersonic, şu güzel ortamı bozar gibi. Speed Of Sound pek iz bırakmadan geçse de Force Of Nature ve The End, albümü başarıyla kapatıyor.
İlk şarkıların koşan temposu, sonraki sakinleşmeyle dengeleniyor. Aksi halde monotonluğa düşebilirmiş albüm. Bu haliyle Pearl Jam'in ölmediğinin kanıtı. Yield sonrası albümler içinde bakıldığında hayli başarılı. Toplamda derli toplu, iyi bir rock albümü.
Uzun süredir Timber Timbre yazısı yazmayı düşünüyordum ki beklemekten ve yazmayı düşünmekten yorulmuş bir zihinle eyleme geçmeye karar verdim. Belki de söyleyecek çok şeyim var ve hepsini bir araya getirmeye korkuyorum ama bir yerden de başlamak lazım.
Timber Timbre Kanada/ Ontorio dan Taylor Kirk un projesi. Taylor Kirk çoçukluk yıllarında babasının aldığı davulu çalarak müzikle uğraşmaya başlamış, gitarla birlikte rock n roll u benimsemiş ve şuanki müziğine etkisi olan OACD de film okumuş ve tüm bunlarla bugünkü müziğini oluşturmuş diyebilirim. Out of Sparks dan çıkardığı Cedar Shakes (2006) ve Medicinals (2007) albümlerinden sonra bu yıl Arts & Crafts dan çıkardığı Timber Timbre albümüyle dikkatleri üzerine çekmiş olduğunu belirtmem gerekir. Bu arada küçük bir bilgi son albümünün çıkardığı plak şirketi Great Lake Swimmers gibi Kanadalı başka önemli gruplarında çalıştığı bir şirkettir ve bu da daha çok kitleye ulaşmasında etkili olmuştur şüphesiz. Bu son albümünün şöyle önemli bir özelliği daha var o da bu yıl bir çok önemli müzisyene de verilen Polaris Music Prize almayı hak kazanan albümlerden biri olmasıdır.
Timber Timbre müziğine gelirsem ilk çalışmaları daha deneysel ya da freak folk a daha yakın farklı bir şeyler yapıyorum izlenimi veriyor. Oh Messiah adlı parça klibi de mevcuttur ki bu ilk çalışmaları için iyi bir örnektir. Son albümü ise bence bir baş yapıt. Demon Host, Trouble Comes Knocking ve diğerleri oldukça güçlü şarkılar. Müziğindeki bassları, davulları ve vokalini- sesini kullanma şeklini oldukça iyi buluyorum. Bana kalırsa blues-folk un en iyi örneği. Vokali için "ben soul ya da blues söylemeye çalışan beyaz bir adam değilim" diyerek aslında kendisinden de birşeyler kattığını söylemeye çalışıyor. Bunların dışında sinematik özelliğine gelirsek ki bu da parçalarında yarattığı atmosferden ileri gelir ve sözleri de bunu sağlar. Bunun için son albümdeki "Lay Down In The Tall Grass" adlı parçanın sözlerini örnek olarak verebilirim ki kendisi de bir röportajında bu durumu yine bu örnekle dile getiriyor:
“I dreamt you found me out in a field/You tripped over my site / and you dug me out of this shallow grave / with your Swiss Army knife. / And only you could revive me, so badly decomposed; / I was born white, dry and scaly / but you still took me home.”
Nefis karanlık, sofistike, hayret ettirici, hayranlık uyandırıcı bir müziği var. Son olarak kendisini folk şarkıcısı olarak nitelendiren Kirk un son projesi ise Bo Diddley ve Chuck Perry in kanına bürünüp geleneksel rock n roll kaydı yapmakmış. Bunun için de daha önce üzerlerine yazı yazdığım bir Bruce Peninsula elemanı olan arkadaşı Matt Cully ile biraraya geleceklermiş. Merakla bekliyorum ve henüz tanışmadıysanız eklediğim videoyu mutlaka izleyip dinlemelisiniz.
http://www.myspace.com/timbertimbre
not: 7 Ekim çarşamba altıkırkbeş lokalde folk ve folk un içinde olduğu farklı türlerden oluşan müzikleri çaldığım dj performansım olucak ilgilenenleri beklerim, bekliyorum, gelin. Afiş için manyetikbant a teşekkür ediyorum.
Gruplarda eleman değişikliklerinden sonra çıkan yeni albümlerde her zaman yeni müzisyenin gruba neler kattığına dikkat ederim. Ancak bu albümde öyle yapmayacağım. Çünkü Alice in Chains son albümü çıkaralı neredeyse 15 sene olmuş. Çok sevgili abimiz, Layne Staley 2002 yılında bu dünyadan ayrılmış ve doksanların sonuyla birlikte grunge, üzülerek söylemek gerekirse ,vefat etmiştir. Bu haliyle ele alındığında 2009 yılında çıkan bu albümü diğer re-united ya da eleman değişikliği sonrası albümlerle aynı kefeye koymayı pek doğru bulmuyorum.
Her eleman değişikliğinden sonra yapılan "eski adam daha iyiydi, yok bu yeni herif daha iyi olmuş, grup kendini çok bozmuş" gibi sonuçsuz yorum çılgınlığına son vermek için Jerry Cantrell gitmiş Layne'nin bonus saçlı versiyonunu tutmuş ve vokale koyuvermiş, adını da William Duvall koymuş. Kanaatimce çok da iyi yapmış. Öyle ki, bu kadar uzun ara vermiş bir grubun başına alakasız bir adam getirmek, dirilme belirtileri gösteren bu canavarı ebediyen mezara da sokabilirdi. William Duvall açısından bakarsak ise durum biraz karışık; Öyle ki, birçokları ona, Layne Staley'i taklit ediyor gözüyle bakabilir, hatta adamın kendine özgü bişey yapmadığı da iddia edilebilir. Ancak Layne'nin ardından bir gruba gelmek ve sırıtmadan albümü kotarmak da kolay iş değildir. Bu hususta kendisini tebrik etmek gerekir. Kaldı ki, ölen efsanevi bir vokalist ardından ondan daha iyisini bile getirseniz pek fayda getirmeyecektir.
Grubun geri kalanı ise sanki dondurulmuş da yeni çözülmüş gibi. Özellikle Jerry Cantrell'de hiçbir değişim yok. Dostum o "check my brain"deki riff nasıl birşeydir öyle? Uzun uğraşlarımdan sonra bu riffi gözü dönmüş bir Alman panzer tankına benzettim.
Albüme gelicek olursak William Duvall'ınkine benzer bir akıbeti olacak sanırım. "Dirt"le "Facelift"le karşılaştıranlar olacak. Bence gayet başarılı bir albüm. Çıkış parçası "check my brain" "last of my kind" "your decision" gibi parçalar ilk dinleyişte göze çarpanlar. Bence AIC bu albümü 2000'lerin başında çıkarsaydı daha iyi ederdi ama kısmet bu yılaymış der yazımı bir maniyle bitirmek isterim.
Sandalyede oturarak dans edilmez Seattle'lı adam timbaland ayakkabı giymez Hareketlerine dikkat et chris! Layne Staley seni affetmez
Mumford & Sons dinlemeye yeni başladım sayılır fakat onlar hakkında yazı yazmaya karar vermemiştim ki onlar üzerine yazılan yazıları ve yorumları okuyunca çeşitli bloglarda ben niye yazmıyorum dedim kendi kendime ve asıl yazmayı düşündüğüm diğer çok sevdiğim müzisyeni beklemeye aldım. Önceliği verdiğim Mumford & Sons İngiltere- Londra kökenli bir grup. Marcus Mumford (Davul, Gitar, Vokallerde), Country Winston (Banjo, Slide Gitar, Vokallerde), Ted Dwayne ve Ben Lovett (Key ve Vokallerde) oluşan 4 kişilik bu sevgili grup için bluegrass müzik türünün başarılı temsilcilerinden olduklarını söyleyebilirim. Kısaca bluegrass dan bahsetmem gerekirse bu tür ABD nin güney kesimdeki Appalachia bölgesinde yaşayan özellikle İrlanda, İskoçya ve İngiltere kökenli insanların yaptıkları geleneksel bir müzik türüdür. 'Bluegrass' da en çok dikkat çeken müzik aleti ise banjodur. Diğer enstürümanları ise mandolin, akustik gitar, kontrabas ve fiddle (kemandır fakat köylü kemanı olarak da geçiyor o yüzden okuduğum haliyle yazıyorum) olarak sıralayabilirim. Biraz da vokallerden bahsedersem ki bu tür için önemli bir özelliktir. Vokaller oldukça güçlü ve etkili ki bu türün vokal soundu için ' high lonesome sound' olarak nitelendirmeler yapılıyor ve bu da aslında tüm bir vokali anlatabiliyor. Amerikan folk müziğinin bir diğer örneği olan bu müziği Mumford & Sons belki en eski haliyle yapmıyor olabilir ama açıkcası bence grup bu türün dışında da iyi bir müzik grubu. İlk Ep lerini 2008 yılında "Lend me your Eyes" adıyla yayınlıyorlar daha sonra ise benim de onlarla tanışmam olan "Love Your Ground" u yayınlıyorlar. Her iki EPde de dört şarkı bulunuyor. "Love Your Ground" daki Little Lion Man adlı şarkı favorimdir. "The Cave and The Open Sea" ise sınırlı sayıda yayınladıkları üçüncü EPleridir ve bu yüzden belirtmem gerekir dinleme şansım olmadı. Son olarak belirtmeliyim grup Laura Marlig ile beraber turlarına devam ediyor. Tanışmanız için Little Lion Man parçasının resmi videosunu ekliyorum sona. İyi dinlemeler.
Bilgisayar karşısında müzik dinlemeyi pek sevmiyorum. Önümde bilgisayar varken rahat duramıyorum ve sitelerde gezinmeye başlıyorum, sonra bakıyorum ki dinlediğim şey bir kulağımdan girip diğerinden çıkmış. Bu yüzden yeni tanıştığım, tanışmak istediğim grupları ya yattığımda dinliyorum, ya da bir yerlere giderken yolda. Dinlediklerim belli güzergahlar ve yol manzaralarıyla birlikte kaydoluyor hafızama. Yeni bir yazıyı geciktirmiş olmamı da bugünlerde evden çok az çıkmama bağlıyorum.
Müziğin internetten indirilebilir olmasının yan etkisi olarak bolca indirdiğim ama hakkını vererek dinleyemediğim gruplar çoktur. Bunun yanında, bahsettiğim gibi siteler arasında hoplarken fon müziği olmaktan çıkan, ekran karşısındaki işitsel dikkatsizliğime rağmen kendini fark ettiren gruplar da oluyor. If These Trees Could Talk da bunlardan biri.
Akron, Ohio'lu, üç gitar, bir bas ve bir davuldan müteşekkil bir post rock grubu. Kendi adlarını taşıyan 2006 tarihli ilk albümlerinin prodüksiyonu da kendilerine ait. İkinci albümleri Above The Earth, Below The Sky ise bu yılın Mart ayında çıktı. Ne zaman bir grubun müziğini tanımlamak istesem kendimi yetersiz hissederim. Yine de deneyeceğim ve güçlü, içinde kaybolunacak bir müzik yaptıklarını söyleyeceğim. Post rock türü içinde en sevdiğim şey olan delayli, çok katmanlı gitarlar ve şarkının dallanıp budaklanarak açılması hissi burada mevcut. Birbirinden ayırt edilemeyen post rock gruplarından artık heyecan duymasanız bile bu arkadaşlara bir göz atın derim.
Birkaç şarkılarını şuradan dinleyebilir, bir röportajlarını da şurada okuyabilirsiniz. Above The Earth, Below The Sky'dan sevdiğim bir şarkıyla iyi akşamlar diliyorum.
Randy George - Something About Us (Daft Punk Cover)
-
Bu post biraz farklı. Yeni bir müzik tanıtmayacağım. Hepimizin bildiği Daft Punk'ın Something About Us adlı şarkısı. Aslen theremin sanatçısı olan Texas doğu...
Kning Disk lines up final 2009 releases
-
The excellent Swedish label Kning Disk has assembled eight new releases for
the end of the year, including two 8" lathe-cut + art packages featuring Kim
Hi...
oğlan yine yanlış yaptı
-
[image: if you’re feeling sinister]
Oğlan yine yanlış yaptı
Kafanı utançla eğ ve hayatın için ağla
Oğlan yine yanlış yaptı
Hicapla eğ başını, gözyaşların h...
Blueneck - The Fallen Host
-
Tercih edilenin, istenenin, beklenenin ne olduğunu düşündüğümüzde ortak bir
paydayla karşılaşıyoruz; her daim zoru tercih ediyor, zoru ...