babylon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
babylon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

08 Ekim 2010

Seyirciye Hain Saldırı: Kulaklarımızı Kopardılar


Bunca zaman bir şey yazmadık diye sanmayın ki Süveter öldü. Kış verimlidir. Hazır fotoğrafları da (şuraya) yüklemişim, 5 Ekim Salı akşamı Babylon'da gerçekleşen Art Brut konserini yazıvereyim dedim.

Grup İstanbul'a ikinci kez geldi, ben ilk defa izledim. Favorim debut albümleri Bang Bang Rock & Roll olduğundan, albümün yarısından çoğunun setlist'te olmasına memnun oldum. Konser Formed A Band'le başladı ve yüksek ses kulaklarımı afallattı. O kadar afallattı ki ertesi gün bile kulaklarım çınlıyordu. Çınlamanın yanında uyuyana kadar yakamdan düşmeyen bir baş ağrısı hediye ettiler ki bunun hoşuma gittiğini söyleyemem. Sanırım bu kadar yüksek volüm için yorgundum. Eddie Argos şarkılar arasında sürekli bir şeyler anlattı, yarısını anlamadığımı belirtmek isterim. Modern Art'ta seyircilerin arasına inip Van Gogh Müzesi'ni andı. Grup çok eğleniyordu ve mutlu görünüyorlardı. Bu his konserin başında tutuk olduğunu düşündüğüm seyirciye de geçti. Sonlara doğru herkes ipini koparmış gibi dans ediyordu. 18,000 Lira ve Emily Kane coşkuyla karşılandı. Argos kulis kapısında elinde birasıyla sahnede takılan grup arkadaşlarını izlerken gayet hoşnuttu. Müzisyenleri mutlu görünce seviniyorum. Yani gürültülü, danslı, eğlenceli bir gece oldu. Hem seyirci hem grup için tatmin edici olduğunu düşünüyorum. Sadece kendime bir not: akşam yüksek volümlü bir konsere gideceğin zaman gün boyu yorulmamaya çalış.

Setlist (eksikler var): Formed A Band, My Little Brother, Emily Kane, Rusted Guns of Milan, Good Weekend, Moving To L.A., 18,000 Lira, Modern Art, Bang Bang Rock & Roll, Nag Nag Nag Nag, DC Comics And Chocolate Milkshake.

devamı...

13 Nisan 2008

firewater istanbul konseri


Heyecanla beklediğimiz 11 Nisan Firewater İstanbul konseri maalesef bir albüm tanıtım konseri mantığındaydı. Setlist'in dengesizliğinden bahsetmeden önce artık kanıksadığımız Babylon seyircisinden dem vurmadan edemeyeceğim. Konser saati 23:00 olarak belirlenmişti. Oysa 22:30'da Babylon'a girdiğimizde ortalıkta 5 kişi ancak vardı. Sahne hazırdı. 23:00'te içeride 20-30 kişi olmuştuk. Adamlar haliyle 40 dakika filan rötarlı çıktı.
Açılışı The Man On The Burning Tightrope albümlerinden Dark Days Indeed'le yaptılar. Seyirci çabuk ısınıp göbek atmaya koyuldu tabii. Çoğunluğun alışkanlıktan her hafta sonu kim olursa olsun Babylon'a gelen insanlar olduğunu düşünüyorum. Ki grubun setlistinde ikinci bisin de görünmesine, ve en iyi şarkılarını çalmamalarına rağmen adamları geri çağırmamalarını buna yoruyorum. Her neyse, Tod A burada geçirdiği onca zamandan sonra hala Türkçe konuşamadığı için özür diledi, tromboncu Reut Regev ve perküsyoncu Johnny Kalsi pek tatlıydı. Kendileriyle iki çift laf edip iletişim kurmaya çalışan az sayıda seyirciye sigarasını uzattı Tod A. Johnny Kalsi de Bhangra Bros.'ta güzel bir dhol solosuyla selamladı bizi. Seyirci de laylay'lı heyhey'li bölümlere eşlik etti konser boyunca.
E tamam iyiymiş güzelmiş? Hayır o kadar basit değil. Setlist ilk şarkı dışında tamamen yeni albümden oluşuyordu. Bu coğrafyada bu kadar gezip de ilk defa seyirci karşısına çıkan bir adam neden böyle tamamen albüm tanıtımına yönelik bir seçim yapar anlayamadım. Yeni albümün şarkılarını sevmememden değil, bu promosyon mantığı rahatsız edici, hele Firewater'da. En azından bir Get Out Of My Head, Refinery, Snake-Ees And Boxcars, Balalaika beklerdim. Hatta Beirut'un Radarlive'daki Şiki Şiki Baba'sı gibi bir sürpriz bile umuyordum. Bu setlistle tatmin edici olmaktan çok düşündürücü oldu konser benim için.
İlk biste 3 şarkı çalmaları gerekirken 2 şarkıda kestiler. Beklediğimiz Bourbon And Division ikinci bise yazılmıştı ama adamlar içeri gider gitmez çıptas müziği dayadı sevgili Babylon ve konser boyunca oynayan insanlar istiflerini bozmadan dans etmeye devam ettiler. Birkaç kişi dışında kimsenin de bis beklentisi olmadı. Tod A de bir kere kapıdan başını uzatıp baktı ortalığa, bir daha da görünmedi.
Bu da ancak grubu yeni tanıyanları memnun edebilecek, kapıdaki albümlerin satılmasına yarayabilecek, Babylon insanlarından sıkıldığımız bir konser oldu böylece. Elimizdeki penaya bakıp sinirleniyoruz şimdi.

Setlist:
Dark Days Indeed
Hey Clown
Feels Like The End Of The World
Bhangra Bros.
Already Gone
6:45
A Place Not So Unkind
Borneo
Electric City
Some Kind Of Kindness
Weird To Be Back

1. Bis
Paradise
This Is My Life (çalınmadı - ki çok şahane şarkı)
3 Legged Dog (bunun yerine başka bir şey çaldılar diye hatırlıyorum, düzeltirseniz sevinirim)

2. Bis (olmadı)
Bourbon And Division

devamı...

26 Aralık 2007

şşşş! piano magic dinliyoruz!


Müzik bizi sessizlikten kurtardı ama "dinlemesek de her konserde görünelim, namımız yürüsün"cü enteresan komünitenin gevezeliğinden yırtamadık. Buna rağmen gruptan "best audience ever" iltifatını almayı başardık 19 Aralık'ta Babylon'da gerçekleşen Piano Magic konserinde.
Radarlive'da deniz yorgunluğuyla çimlerde yayılarak izlemiştim, bu sefer sağ öndeki amfinin dibinden, müziği midemde hissederek iştirak ettim kendilerine. İngiliz muhasebeci kostümüyle gözlerini pörtleterek Babylon'u süzen Glen Johnson, gitarını neredeyse önündeki seyircilerle beraber çalacakmış gibi duran Franck Alba, sevimli metalci görünümlü basçı Alasdair Steer, mükemmel davulcu Jerome Tcherneyan ve Cedric Pin'in harika performansı boyunca Klima'yı pek aramadım açıkçası.
2 saat boyunca sahnede bir ses duvarı yükseldi sanki, hele konserin sonuna doğru bu ses duvarına çarpıp çarpıp dağıldım. O kadar güçlü ve "gürültülü" bir setlistti ki Glen Johnson "Birkaç sakin parça çalabilir miyiz?" diye nezaketen izin aldı seyirciden. Dead Can Dance cover'ından önceki Spice Girls muhabbeti güldürdü:
- Şimdi bir Dead Can Dance şarkısı çalıcaz. Onları biliyo musunuz?
- Eyyoo, helööö..
- Yoksa Spice Girls mü tercih edersiniz? Hangisi?
- Eyyoo, helööö..
- Move a little closer baby... 'cause tonight is the night when 2 become 1! (Spice Girls)

Konserle ilgili tek kötü şey - ve gözardı edilemeyecek kadar sinir bozucu - başta bahsettiğim gevezeliklerdi. Şarkı başlarında öyle anlar oldu ki arkadan sürekli vırvır konuşma sesleri gelirken, orta ve önlerden "şşşşşş" sesleri yükseldi. Sahnedekilerin şaşkınlığı da yüzlerinden okunuyordu. Glen Johnson bazen sessizlik sağlanmasını beklemek zorunda kaldı. Babylon'daki bu olay bir şekilde bitmezse bayağı gerginlik yaşanır.
Yine de seyircinin konserle ilgilenen kısmı o kadar coşkuluydu ki önce "gördüğümüz en iyi seyircilerdensiniz", sonra da "en iyisi sizsiniz" cümleleriyle ödüllendirildik. Bir ara yorucu bir tempoyla alkış tutturdular bize. Karşılıklı gaz vermelerin sonunda beklenen bir bis de oldu tabii. Kaçıranlar ne kadar üzülse yeridir. Özellikle bis itibariyle Sonic Youth'a yakın bir mertebeye erdik. Setlist'i vermeden önce gruptan gülümseten bir cümle daha: "Piano Magic düğünleriniz, partileriniz ve cenazeleriniz için hizmetinizdedir."

No Closure
Saint Marie
Jacknifed
The End Of A Dark, Tired Year
Advent (Dead Can Dance)
The King Cannot Be Found (über-güzeldi=)
I Am The Teacher's Son
Love & Music (çok eşlik edildi buna tabii)
Great Escapes (bu şarkıdan sonrası bir tür trans gibiydi)
The Nostalgist
Speed The Road, Rush The Lights
(Music Won't Save You From Anything But) Silence
Saints Preserve Us (nasıl desem, hayatımı kaydırdı)
The Last Engineer
BİS - Password (Hallelujah!)

devamı...