albüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
albüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2008

army of anyone



90'ların en kendine has gruplarından Stone Temple Pilots'ın yeniden ABD'yi turladığı bugünlerde, olası bir STP albümünün umudunu taşırken, Army of Anyone'ı gözden kaçırmamak gerektiğini düşünüyorum.
STP'nin dağılmasından sonra gitarist ve basçı DeLeo kardeşler davula Ray Luzier'i, vokale de Filter'dan Richard Patrick'i alarak Army of Anyone'ı oluşturur. 2006 Kasım'ında ilk ve tek albümleri Army of Anyone yayınlanır. 2007 Mayıs'ında da grup son konserini verir ve dağılır. Bu kısa süre içinde bir de turne yaparlar.
Army of Anyone, STP'nin bütün enerjisini içeriyor DeLeo'lar sağolsun. Utanmasam Scott'sız STP diyeceğim (ayıp olur diye demiyorum). Leave It ve Father Figure Core'dan, It Doesn't Seem to Matter Purple'dan fırlamış gibi. Patrick'in sesinin zaman zaman Weiland'a benzediğini söylemek de mümkün (kendisi için pek olumlu olmasa da). Weiland Velvet Revolver'da ego sıradağlarına toslarken arkadaşlar sakin kafayla mis gibi bir albüm yapmış. Lakin satmamış.
Eskileri bırakamayan, bırakmak istemeyenlere tavsiyemdir. Müstakbel STP albümünü beklemek için bir sebeptir. Kısa ömürlü olsa da dinlemeye değer bir gruptur. Örnek mahiyetinde beğeninize sunduğum Leave It, DeLeo imzasını alnının ortasında taşıyor.

Army of Anyone - Leave It

devamı...

30 Eylül 2008

isobel campbell & mark lanegan - sunday at devil dirt (2008)


Son yazımın üzerinden neredeyse 4 ay geçmiş olduğunu dehşetle görüyor ve yakında bu ovaların yeni yazılarla yeşilleneceğini temenni ediyorum. Geçici bir süre için yayınımızı Paris'ten yapmamız sebebiyle İstanbul'daki konserlerle ilgili yorum yapamayacağız fakat burada olup bitenleri takip edebildiğimiz ölçüde paylaşırız tabii (Sun Kil Moon konseriyle başladık zaten=).
Sessizliğimi bozmak için günlerdir zevkle dinlediğim yeni Isobel Campbell & Mark Lanegan çalışmasını seçtim. İkilinin ikinci albümü Sunday At Devil Dirt'teki şarkıların çoğu Isobel Campbell'a ait. Mark Lanegan'ın karıştığı her işte olduğu gibi burada da bir karanlık hissediliyor. Campbell'ın back vokal yaptığı Back Burner, The Raven, Salvation gibi şarkılar bence albümün en iyileri. Vokallerin eşit dağıldığı şarkılar (ve Isobel'in solo götürdüğü Shot Gun Blues) da gözardı edilemez ama albümün atmosferindeki en büyük katkı Lanegan'a ait. Campbell'ın sesi de Pixies şarkılarındaki (özellikle Hey'deki) Kim Deal baharatı kadar güzel. Bir sarhoş blues'u, kara film barı, cool adam Lanegan ve onun sevgilisi Campbell şeklinde şekillendi bende müzik görsel olarak.
Pitchfork'taki kritikte hislerime tercüman olan bir paragrafa rastladım ki burada alıntılamak isterim:
"Yine melankoli, minör folk melodileri, casusluk teması ve spagetti-western cool'u albüme rengini veriyor. Buna düz baslar, yaylılar, hafif davullar, elektrogitar tıngırtısı ve oda-popunun ana dayanakları eşlik ediyor. Ve yine Campbell kendi albümünde bir lider değil, yardımcı oyuncu olarak arka planda kuğurdarken daha iyi. Tabii şarkıların çoğu ona ait ama vakarı Lanegan sağlıyor."
Lanegan vokalini sevmeyenler için çok tercih edilebilir bir albüm değil, zira kendisinin solo çalışmalarının daha az karanlık ve iyi bir back vokalle desteklenmişi gibi geliyor kulağa. Isobel Campbell vasıtasıyla kendisiyle tanışanlar da olabilir tabii.
Aralık ayında ikiliyi Paris'te izledikten sonra konser yorumlarımı da yazacağım zevkle =) Tekrar kucaklıyorum hepinizi, özlemişim yahu!

Pitchfork'taki kritik de şudur.

devamı...