17 Mart 2007
02 Mart 2007
FULLMOON

Uzun süredir dinlediğim müzikleri birbirleriyle tanıştırıyorum ve çok yakın arkadaş olduklarını farkettim.Hangi tür müziklerden bahsediyorsun sorusunu duyar gibi oldum.Gruplar aydan müzik yapıyorlar.Dolunay zamanı birleşip bir orkestra kurduklarını bile düşünüyorum bazen.Grupların ismini açıklamadan önce sizin de aydan seslerini duymanız için müziklerini anlatıcam biraz.Ama önce şunu belirtmeliyim ki bahsettiğim grupların aydan gelmişliklerini tanımlayan tek ben değilim.O yüzden yazının başında saçmaladığımı düşünmeyin.Ay müziğini dinlediğiniz zaman hissedeceğiniz bir çok duygu var.Yoğun boşluk anlam kazanıyor çoğunlukla.Müzikleri kelimelerin ötesinde susmaya öykünümlü daha çok.Dinlediğinizde ormanda yürüyormuş hissi uyandıyor.Ağaçlar yerine müziği kokluyorsunuz.Bu yüzden bu müzikleri dinlerken gözleri kapatıp ormanı düşlemek insanı yeniliyor.Genelde sözleri olmayan ama adları olan şarkılar yapıyor bu gruplar.Ama ironiyle dolu müzik kendi kelimelerini kendi getiriyor.Galiba gruplardan bahsetmenin vakti geldi.Özelikle bu aralar çok dinlediğim Esmerine den bahsetmek istiyorum.Esmerine Kanada-Montreal i bir grup.Viyolonsel ile şekillenen müzikleri bir harika.Favori parçam:Quelques mots pleins d'ombre.Bir kaç örnekle devam etmek istiyorum aklıma ilk gelenleri buraya unutmadan yazmak istiyorum ki aya yerleşmek isteyenler bir an önce dinlesin diye:Gregor Samsa,Explosions in the sky,Mogwai,Sigur ros,Mum,Mugison,Slowblow,A silver mt.zion,The Album Leaf,Godspeed you! Black Emperor,Hangedup,Hrsta,Do Make Say Think,God is an astronaut,Slint,Tortoise,Set fire to flames.Yazıyı sonlardırmadan şunu farkettim ki bahsettiim grupların çoğunluğu ya İzlanda dan ya da Kanada dan.Son bir cümleyle dolunayı düşlüyorum müzikle.
25 Şubat 2007
kötü bir tohum daha: Grinderman
Nick Cave ve işbirlikçilerinin yeni projesi Grinderman'in temelleri 2004'te atılmış. Bay Cave, Bad Seeds'den kemancı Warren Ellis, basçı Martyn Paul Casey ve davulcu Jim Sclavunos'u kapıp Paris'teki küçük bir stüdyoya sokmuş. Buradaki dörtlü, Bad Seeds ve Nick Cave'in solo çalışmalarında bir araya geldikçe, yepyeni bir grup kurma fikri kafalarında şekillenmiş.
Bu dört müzisyen, 2006 Şubat'ında Londra'da kaydettikleri birkaç demoyu takiben, son iki Nick Cave & The Bad Seeds albümünün prodüktörü Nick Launay'le anlaşıp albüm hazırlığına başlamışlar. Davulcu Jim Sclavunos, Grinderman adının gruba çok iyi uyduğunu, yaptıkları müziği özetlediğini söylüyor (Grind = Gıcırdatmak). Basın bültenlerinde grubu şöyle tanımlıyorlar: "Ağzı bozuk, gürültücü, kıllı ve en iyisini bilecek kadar yaşlı". Grupla aynı adı taşıyan albümleri Mart ayında çıkacak, ama albümün tamamı internete sızmış durumda. "No Pussy Blues" ve "Get It On" grubun MySpace sayfasından dinlenebiliyor.
Grinderman'in soundunu "garage rock" olarak tanımlayabiliriz. Albüm boyunca zaman zaman oldukça baskın olan gürültülü gitarların Nick Cave'in eseri olduğunu söyleyelim. Nick Cave ilk defa bir albümde elektro gitar çalıyor ve grubun tarzını önemli ölçüde belirliyor. Albümün açılış şarkısı "Get It On" kaotik gitarları ve Nick Cave'in tükürürcesine vokaliyle akılda kalıyor. İkinci şarkı "No Pussy Blues". Bay Cave şarkıyla ilgili şunları söylüyor: "Çocuğun biri gözleri kocaman açılmış halde bir pasta dükkanının vitrinine bakıyor, o sırada dükkan sahibi kapıyı kapayıp 'KAPALI' yazısını asıyor. Bu her adamın içindeki karanlık çığlık".
Electric Alice, elektrik yüklü bir ballad gibi. Chain of Flowers, Don't Set Me Free ve Decoration Day albümün sert girişinden sonra biraz sakin şarkılar gibi geliyor. Love Bomb ve özellikle Honey Bee, elektro gitarın yeniden öne çıktığı ve vokalin keskinleştiği şarkılar. Man on the Moon, Go Tell the Women sakin, Trip gıcırdayan bir şarkı. Vortex ve Rise da yavaş ve müzikal derinliği olan şarkılar. Albüm bir sertleşip bir yumuşuyor, ama gitar ve davuldaki garage rock havası bir bütünlük sağlıyor.
Elinde sigarasıyla takım elbiseli bir adam ve enstrümanlarıyla oynamayı seven arkadaşlarının bir sinirlenip bir sakinleşerek yaptığı bir müzik sanki. Canlı izleme hayali kurduracak türden.
11 Şubat 2007
ankara psychedelic rock gecesi - 4
Ankara Psychedelic Rock Geceleri'nin dördüncüsü, 1 Mart 2007 Perşembe gecesi, Nefes Bar'da gerçekleşecek. Ankara Psychedelic organizasyonun düzenlediği gecede Dandadadan, Grangulez ve 2/5 BZ sahne alacak.
Ana akımın dışındaki deneysel toplulukları hak ettikleri seyirciyle buluşturmayı görev bilen Ankara Psychedelic, düzenlediği geceyle Dandadadan ve 2/5 BZ'nin ilk Ankara konserlerine de önayak oluyor. Peyote'de de sahne alan Ankaralı grup Grangulez'in de katılacağı gecenin sonunda Serhat Köksal (DJ Serhatullah Killa, Berbat Zöksal, 2/5 BZ) özel bir performans sunacak.
Kulaklarını ana akım müzikten temizlemek isteyenler için kapılar 20:30'da açılacak. Giriş ücreti 15 YTL olarak belirlenen konserin tüm geliri Nesin Vakfı'na bağışlanacak.
Organizatörler, geceye katılmayı düşünen İstanbullulara da birer bira ısmarlamayı vaadediyor.
04 Şubat 2007
if'te iple çekilenler
kitsch insect'in if yazısından gaza gelerek ben de en merak ettiğim birkaç filmi paylaşmak istedim. Fantastik Filmler ve Müzik, Hayat, Film bölümlerinin çok başarılı göründüğünü söylemeliyim. Film seçmekte zorlanacağım biletler çıktığında.
Writscutters: A Love Story/Bilek Kesenler: Bir Aşk Hikayesi
Festivalin Hit Filmler kategorisinde yer alan bu film, yönetmen Goran Dukic'in ilk uzun metraj çalışması. Genç bir oyuncu kadrosu var.
Kız arkadaşından ayrıldıktan sonra intihar eden Zia, kendini sadece intihar edenlerin bulunduğu bir ara-dünyada bulur. Kız arkadaşının da intihar ettiğini öğrenince, onu bulmak için bu garip dünyada, garip yol arkadaşlarıyla bir yolculuğa çıkar.
Filmle ilgili birkaç hoş detay: Bu dünyadaki barlarda sadece intihar eden müzisyenlerin grupları çalınıyor (Joy Division ve Nirvana gibi). Tuhaf komünüyle Tom Waits de filmi merak edilir kılanlardan.
Son olarak filmin 2006 Sundance Film Festivali'nde jüri büyük ödülü kazandığını da ekleyelim.
Renaissance/Rönesans
2054 yılının Paris'inde geçen bir bilimkurgu-kara film. Sonsuz gençlik satan bir şirketin kaçırılan araştırmacısı ve peşine takılan bir polis. Bu öykü etrafında güvenlik, küreselleşme, terörizm, genetik araştırmalar ve gerçeklik üzerine de kafa yoruluyor. Çizgi roman estetiği yakalayan dijital teknikle çekilen film, yönetmen Christian Volckman'ın ilk uzun metrajı. Fantastik Filmler kategorisinde yer alıyor.
Kurt Cobain: About A Son/Kurt Cobain: Bir Oğul Hakkında
Festivalin benim için en iştah açıcı bölümü olan Müzik, Hayat, Film kategorisinde yer alan bu film, Kurt Cobain'le yapılan ve daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış söyleşileri baz alıyor. Bu söyleşilerden yola çıkarak Kurt Cobain'in çocukluğundan ölümüne dek yaşadıklarını anlatırken, dönemin kayıp nesliyle ilgili bazı saptamalar da yapıyor.
Olayları Cobain'in ağzından dinleyecek olmamız, filmin en önemli özelliği. Yönetmen AJ Schnack'ın They Might Be Giants'la ilgili bir belgeseli ve birkaç müzik videosu var.
The Pervert's Guide to Cinema/Sapığın Sinema Rehberi
Slavoj Zizek, sinema tarihinin ünlü filmleri arasında gezinirken fantezi, cinsellik, arzu ve maddeyle ilgili fikirlerini açıklıyor ve bize yeni bakış açıları kazandırıyor. Oldukça öğretici olacağını tahmin ettiğim filmin yönetmeni Sophie Fiennes. Bahsedilen filmlerin orijinal mekan ve setlerinde çekim yapılmış olması filmi ilginç kılan özelliklerden biri.
