06 Ağustos 2007

RADAR’DAN GEÇ KALANLAR


Here comes a regular
Büyük müzik iştahıyla gittiğimiz Kilyos ‘a 4 gün boyunca -cuma gününü saymak önemli olmasa da- müziğe doymak için yaptığımız küçük bir balangıçtı .Manyetik bant’ın söz ettiği konserlerin dışında bir kaç geride kalan anım var hatrladığım.Aslına bakılırsa tüm konserleri dinlemek için deniz sefamızdan feragat ettiğimiz için konserler hakkında söyleyecek sözlerimiz elbette var hem konsere gidenler için hem de gitmeyenler için gruplar hakkında yazmak istemiyorum.çünkü yazıcağım seyler bir kaç gözlem her konserde görülebilecek ayrıntılar vs.bunun yerine sevdiği bir kaç grubun bir araya gelmesiyle şuursuzluğu iyice artan biri olarak yasadıklarımı anlatmak istiyorum.
Çadır kurma yorgunluğunu attıktan sonra gün için iyi bir kahvaltı bol bol su ve alkol depoladıktan sonra 2.günü hemen kucakladıkİiçmeye hazırlanan bünye yüzü yanan müzisyenleri görünce soğuk birasını yudumlarken müzikten farklı bir zevk aldı. Hatta ileri gidip Jamie de alkolun verdiği cesaret ile Zach(Beirut ) in kolundan hafifçe tuttum ve konserde sık sık fransızca konuştuğu için mi bilmem Zach ile fransızca konuşmaya basladım.Sacma sapan bir kaç kelimdem sonra nedense görüşmek üzere Zach i rahat bıraktım.(ertesi sabah yaptığımla çokca eğlendim).3. gün gelince yine hazırlıklarımızı yaptık.Manyetik bant,Jeremy,Ertu ve ben dalgaları kovaladık ve sonra Piano Magic i dinlemeye koştuk.az insanlı geniş alanda müzikle güneşlendik.ve sonra bir güzel konser daha bitti Julliet & the Licks varmış bir yandan da Joan as Police Woman varmış derken ki şahsen ben Joan i tercih ettim ama tercih sürecinde Piano Magic in gitaristi ile carpıştıktan sonra bol taşlı yolda yürürken ayağımı burktum.Cocorosie konseri sırasında dayanılmaz olan ağrı yüzünden hastane nin yolunun tuttum ve yarım saat kadar orada dinlendim doktorlar ilgilnediler hatta biri çok ilgilendi ve tüm konserlerin benim için bittiğine karar verdi her neyse o gün için bitmişti apparat ı kaçırdım -uzaktan dinledim yine de-.Ertesi sabah kalktığımda ayağım o kadar çok ağrımıyodu ama konserlerin önemli bir kısmı da bitmişti Marilyn Manson hayranı olmadığım için bir sey ifade etmiyordu son gün dinlediğim türk grubları dışında.bilmiyorum kaç insan ayağını sakatlamıştır konserde ama benim yaşadığım anlar hayli komikmiş şimdi düşününce.tüm bu anıların dışında ben dinlemek istediğim grubları dinledim çok fazla birsey beklemediğim seyircinin tavırları şaşırtmadı.Geride kalan tüm anlar gibi geç yazılan yazı için hatırlanan çok şey bulamadım.Ama yazarken çok eğlendim.

devamı...

31 Temmuz 2007

tarihte bugün: 24 temmuz AIR istanbul konseri


Bundan tam bir hafta önce, şu sıralarda jeremy ve kitsch insect'le birlikte Kuruçeşme Arena'daydık AIR'i izlemek için. Geç de olsa ben de konserle ilgili birkaç görüşümü yazmak isterim.
Çok sıcak bir günün tam serinleyememiş akşamında Arena'ya girdiğimizde ortalık hayli tenha görünüyordu. Ya alan dolmazsa diye kaygılandım, fakat gördük ki alan zaten ortalardan başlayıp yükselen tribünle küçültülmüş. Kapıda ikram edilen minik votkaların portakal-muzlu olanları iyiydi. Votkalarla ilgili detaylar jeremy ve kitsch insect'in alanına giriyor.
Orient Expressions'ı minderlerde dinledik, bazı şarkıları uzaktan gayet hoş geldi. AIR'in sahneye çıkmasına yakın kalkıp itiş kakış olmadan, rahatça sahne önüne yerleştik. Sahneye çıkışlarıyla (sözde) bis için içeri kaçışları arasındaki sürenin kısalığı gerçekten şaşırtıcıydı. Beyaz kıyafetleriyle pembe ışıklar içinde oldukça güzel görünüyorlardı, yeri gelmişken, sahne ışıklandırmasının dikkat çekici şekilde başarılı olduğunu düşünüyorum.
Sahne performansının atraksiyondan uzak olması pek şaşırtmadı, hoplayıp zıplamadan (gerçi Kelly Watch The Stars'da herkes zıplıyordu), kollarınızı kavuşturup boğaz havasını soluyarak sakince izleyebileceğiniz bir konserdi. Ara sıra bu dinginlikten çıkarıp "hey be" dedirten (en azından bana) gitar soloları ve davulcunun beğeni toplayan performansını da unutmayalım.
Konserin en büyük eksiği, çok kısa sürmesinin yanında AIR'in seyirciyle gerçekten hiç iletişim kurmamasıydı. Jean-Benoit Dunckel'in 1-2 "Merci" ve "Thank you"su, Nicolas Godin'in robotik "How do you feel"i ve bis için sahneye geri gelirken sevimli sevimli ellerini çırpması dışında seyirci umurlarında değilmiş gibiydi. Tahmin edileceği gibi en çok katılım Cherry Blossom Girl, Kelly Watch The Stars (benim için konserin en iyisi) ve Sexy Boy'da oldu.
Hatırladığım ve bulabildiğim kadarıyla Radian, Napalm Love, Talisman, People In The City, Photograph, Playground Love, Cherry Blossom Girl, Kelly Watch The Stars, Sexy Boy, La Femme D'Argent çaldılar. Toplam 70-75 dakika sürdü konser. Bunun son 15 dakikasını minderlerde yatıp yıldızlara bakarak geçirmek çok güzeldi. Davetiyemiz olduğu için süre konusunda pek dertlenmedim evet, ama 70-80 milyon vermiş olsaydım gerçekten sarsılırdım.
Konserle ilgili izlenimlerim bu kadar. Biraz da yine sağda solda okuduğum yorumlardan bahsedeyim. Nedense çoğu kişinin konseri minderde dinleyenlerle bir alıp veremediği var. Bu insanların AIR'i haketmediğini söyleyen var, "elektrikli telle birbirimizden ayrılsaydık" diyen var, sahneye bakmayan insanlara odun diyen var... İnsanları sahneyle ilgilenmemekle suçlayıp bir yandan da alandaki insanların ne yaptığına bu kadar takmış olmak ne garip bir ruh halidir. Gördüğüm kadarıyla kimse kimseye "Neden sahne önünde duruyorsun" diye çıkışmıyordu, kimse kimsenin sahneye konsantre olmasını ve tamamen müzik içinde kaybolmasını engellemiyordu. Hal böyleyken kimin ne yaptığıyla bu kadar alakadar olmak, minder üzerinden "konser ruhu" felsefesi yapmak ve kimin orada olmayı hakedip kimin etmediğini belirlemeye soyunmak ibişliğin ta kendisidir diyor, stressiz günler diliyorum.


Fotoğraf: Murat Güzelgün

devamı...

27 Temmuz 2007

interpol - our love to admire


Pençesine düştüğüm "yeni albümleri beğenmeme" illetinden beni biraz kurtarır gibi oldu Interpol'ün üçüncü albümü Our Love To Admire. Grup üyeleri bu kez daha çok keyboard kullandıklarını ve çok dokulu bir albüm yarattıklarını söylüyor. Ayrıca en iyi liste başarılarını bu albümle yakaladılar.
Our Love To Admire'ın önceki albümlerden daha farklı bir havası var. Özellikle Turn On The Bright Lights'a takık olanlar biraz zor alışabilir. İlk single Heinrich Maneuver'ın (videosu çok güzel olmuş) dışında Pioneer To The Falls, All Fired Up, Rest My Chemistry ve bana ilk albümü hatırlatan Wrecking Ball dikkatimi çekti. Şarkı sözlerinde yine çoğunlukla bir kadına hitap ediliyor.
Albümü "daha az karanlık" olarak niteleyebiliriz sanırım. Şarkılar birbirini andırıyor, bütün Interpol albümlerinde hissettiğim bir şey bu. Sanki hiç değişmeyen bir ritm albüm boyunca altta ilerliyormuş gibi. Grubun kendisi çıkardıkları işten gayet memnun. Bense Our Love To Admire'ı Antics ayarında, ama Turn On The Bright Lights'a erişemeyen bir albüm olarak değerlendiriyorum.


*Pitchfork'taki değerlendirme*

devamı...

24 Temmuz 2007

chris cornell - carry on


Birçok yerde kendisinden "grunge god" olarak bahsedilen (katılıyorum) Chris Cornell'ın ikinci solo albümü Carry On ABD'de 28 Mayıs'ta yayınlandı. Albümde blues ve country'nin Cornell üzerindeki etkisi seziliyor.
Açılış şarkısı No Such Thing ve son James Bond filmi Casino Royale'le özdeşleşen You Know My Name dışında düşük tempolu bir albüm. Zaten Cornell, solo albümlerinde Soundgarden zamanındaki gibi sert riff ağırlıklı şarkılara genellikle yer vermediğini söylüyor. Euphoria Morning de sakin bir albümdü.
Bahsettiğimiz şarkılar dışında adından söz ettiren bir de Michael Jackson coverı Billie Jean var ki akustik versiyonunu albümdeki versiyonuna tercih ediyorum. Beni pek tatmin etmeyen bir albüm Carry On. Şarkıların çoğu ortalama, oturup dikkatle dinlediğinizde bile içine giremeyebiliyorsunuz. Yine de birkaç tanesini belirtmek gerekirse Arms Around Your Love, Silence The Voices diyebilirim. "Bir erkeği, başka bir kadın için terk eden bir kadın"ı konu edinen She'll Never Be Your Man de fena değil.
Albüm genelinde sesini çok dikkatli ve tedirgin kullanıyor gibi geldi Chris Cornell, Live Earth performansı da bunu doğruluyor. Yaş kemale erince Mailman'deki gibi bağırmamak lazım tabi.
Umarım kendisi Rock'n Coke'taki performansında son albüme yüklenmez (Billie Jean ve You Know My Name %100 çalınacak), Temple Of The Dog, Soundgarden klasiklerine, ilk albümden Pillow Of Your Bones veya Steel Rain'e yer verir.
Not da vereyim kendisine: 6/10.
Biraz Paris'te dinlenmesini de tavsiye edeyim.

Albümün ilk single'ı No Such Thing, gerçekte pis bir yer olan dünya ve hayatla alıp veremediklerimizden bahsediyor ve civardaki komançi gençlerle çektikleri videosu da sözlerini güçlendiriyor. Buyrun buradan izleyin:


devamı...

16 Temmuz 2007

the smashing pumpkins - zeitgeist


2000'de dağılan ve yanılmıyorsam Roma'da verdikleri konserle hayranlarına veda eden Smashing Pumpkins, ana kadrodan James Iha ve D'arcy yerine Jeff Schroeder ve Ginger Reyes'le yoluna devam ediyor. Bir de geri vokal ve keyboard'da Lisa Harriton eklenmiş gruba. "Gönüllerdeki kadronun yarısı olmadan nasıl bir Smashing Pumpkins olur?" sorusunun yanıtı, grubun merakla beklenen altıncı stüdyo albümü "Zeitgeist".
Bu gayet resmi girizgahtan sonra tamamen subjektif yorumlarıma geçiyorum. D'arcy ve onun yerini alan Melissa Auf Der Maur'a hasta olduğumdan olsa gerek, Ginger Reyes denen kadına ısınamadım. Auf Der Maur, albümde yer almasa da turnede gruba yardım için her zaman hazır olduğunu söylemiş. Buna rağmen Ginger'la turneye çıkmak ibişliktir diye düşünüyorum. James Iha'yı da mecburen kalbime gömüyorum.
SP'in Adore'a kadarki (Adore dahil) albümleri kanımca mükemmele yakındır. Hepsinden döneme damgasını vuran şarkılar çıkmıştır. Machina, öncekilere kıyasla başarılı bulunmamıştı. Ben Zeitgeist'ten de büyük şeyler beklemiyordum açıkçası.
7 yıl sonra asıl (ve bence efsanevi) kadrodan verilen iki fireyle karşımıza çıkan şey e tam olarak Smashing Pumpkins diyemiyorum. Albüme gelince, beklediğim gibi ortalama. Gerçi SP'in ortalaması, birçok grup için gayet üst bir seviye ama bahsedilen grup Mellon Collie & The Infinite Sadness, Siamese Dream gibi albümlerin yaratıcısı olunca beklentiler hiçbir zaman az olmuyor.
Albüm değerlendirmelerinde de ortalama bir not almışlar. Ben kendilerine geçmişin hatrına 6,5/10 veriyorum.
İlk single "Tarantula", albümde öne çıkan birkaç şarkıdan biri. Bir diğeri bence iyi bir konser şarkısı olabilecek "United States". "Doomsday Clock", Transformers'ın soundtrack'inde yer almış. Albümün içine girmek için 3-4 kere dinlemem gerekti. Birkaç dinleyişten sonra dikkatimi çeken diğer şarkılarsa "Bring The Light" ve "For God And Country". Şarkılarda çoğunlukla gürültülü gitarlar, davul ve haliyle Billy Corgan'ın eşsiz sesi hakim. Ama örneğin Mellon Collie zamanındaki gibi "cayır cayır" olarak niteleyemem gitarları. SP diğer Amerikan rock gruplarına benzemiş, onlardan eskisi gibi çok farklı bir yerde durmuyor.
Rock'n Coke'ta her şeye rağmen hayallerimi gerçekleştirecek bu insanlar. Billy Corgan sahnede hevessiz de dursa, basçıları çakma Auf Der Maur gibi de olsa 90'ları belirleyen saymakla bitiremeyeceğim parçaları canlı dinleyeceğim. Kişisel ricam "An Ode To No One".
Yazımı bitirirken Billy Corgan'ın hoş bir uyuşturucu-temalı film olan Spun'ın müziklerini yaptığını ve doktor rolünde ansızın karşımıza çıkıp bizi gülümsettiğini hatırlatayım.

Tarantula'nın videosunu da iliştireyim:

devamı...