Okuyan herkesin farkettiği gibi bir süredir Paris'ten yazıyoruz.Paris konserleri, Paris'te keşfedilen gruplar derken birden karşıma My Summer as a Salvation Soldier çıkıyor.Öncelikle My Summer... dan daha sonra hiç düşlemediğim şekilde dinlemiş olduğum konserinden biraz bahsedeceğim.My Summer as a Salvation Soldier bazı yerlerde .... army soldier olarak da geçiyor, izlandalı Þórir Georg Jónsson'in kendi deyimiyle grubunun ismi.2004 "I BELIVE IN THIS" albümünden sonra "Best Newcomer of the year 2004" adlı İzlanda müzik ödülünü almış ve daha sonra 2006 "ANARCHISTS ARE HOPELESS ROMANTICS" bu albümden sonra farklı ülkelerdeki konserler vermiş.Amerika'da kısa bir dönem yaşamış onu da unutmayalım (Austin-TX).Herneyse myspace de yazdığına göre son albüm "ACTIVISM "de bu geziden izler taşıyormuş.My Summer.. ın müziği, nasıl söylemek doğru olur tam olarak sınıflandırmak istemiyorum ama sesinin müziğindeki payı büyük onun dışında şiirsel yanını da görmemek elde değil.Bir de ilhamlarından biri Nick Drake ve yeteneği-sesi Bonnie Prince Billy ve Bill Callaghan ile karşılaştırılınca (ya da benzetme diyebiliriz) fazla söze gerek kalmayacaktır.Son olarak mini-konserden bahsetmek istiyorum, nette rastgele gezerken Paris'te ilk kez düzenlenecek olan Air d'Islande film festivalinin sayfasına rastladım, programa bakarken kasım 6 concert:My summer as a salvation soldier yazısını gördüm ve tabiki sevindim :) La Filmothéque adlı Paris'in entellektüellerinin (belki de eski entelektüellerinin demek daha doğru olur) uğrak mekanı Quartier Latin'de, gerçek sinefillere özgü bir sinema salonundaydı konser.Filmden çıkıp my summer... dinlemek için bekledik birden etraftaki izlandalı popülasyonun arttığını farkettik bu gerçekten güzeldi :) herneyse içeri girdik Þórir film sahnesinin önüne konulan sandelyeye geçti ve tamamen akustik (evinde çalar gibi)kara kaplı defterine yazdığı şarkı listesinden çalmaya başladı.Nasıl desem yazdığı en eski şarkı olduğunu söylediği "canada oh canada" canlı dinlemek çok güzeldi.Bir saat nasıl geçti anlamadım.Konser bitti ama hikaye bitmedi film salonunda tanıdık biri daha vardı çok geç farkettiğim içim kendime kızıyorum ama konseri İzlandalı yönetmen Dagur Kári ile birlikte dinledik.Hersey hızlı gelişti farketmem geç oldu ama düşüncesi bile güzel.Yazıyı konserde çekmeye çalıştığımız ankete pek uymayacak ama yine de anı olsun diye kısa bir video ekleyerek bitirmek istiyorum.Videomuz,"This Is A Long Drive For Someone With Too Much To Think About" ın ilk bölümüdür.
For a Minor Reflection, Reykjavik'li bir enstrümantal post-rock grubu. İlk albümleri "Reistu þig við, sólin er komin á loft..."u kendileri kaydedip yayınlamışlar. Iceland Airwaves müzik festivalinde sahne almanın dışında en büyük başarıları Sigur Rós'a Avrupa turnesinde eşlik etmeleri. Sigur Rós kendilerini o kadar tutuyor ki "Mogwai'yi geçebilecek potansiyele sahip" demişler bu çocuklar için (Kjartan, Goggi'nin kardeşiymiş lan!). Sahnede minicik duran (yaş itibariyle) For a Minor Reflection, seyirciyi kısa sürede coşturuyor. Ayrıca Sigur Rós'a Festival şarkısında eşlik ediyorlar. Konserden sonra da promosyon için cd-tişört vesaire satıyorlar standda. Hem sahne performanslarını hem albümlerini iyi bulduğum bu genç arkadaşları tavsiye ederim. Kendileri Kjartan Holm (gitar), Guðfinnur Sveinsson (gitar, piyano), Elvar J. Guðmundsson (bas gitar) ve Jóhannes Ólafsson (davul).
Mogwai seyahatimizden sonra müzik gezimize A Silver Mt zion ve ön grup Shearwater ile devam ettik.Le Bataclan adlı Paris'in güzide konser mekanında yerlerimizi aldık.Bir süre kapıda beklerken ıslandık ama Bataclan daki yerimizi alınca konsere biraz daha yaklaştık.Ve işte o an ışıklar söner Shearwater sahneyi doldurur.Her şarkı diğer bir şarkıyı dinlemek için hazzı artırır.Grubu canlı dinlemek izlenimleri kat kat pozitif yapar.Nasıl desen beklediğimden çok iyilerdi.Aslında çok da bir sey beklemiyordum -olumsuz anlamda değil-çünkü ilk kez dinleyecektim.Ama öğrendik ki Shearwater ın Paris teki yanlış hatırlamıyorsam üçüncü konseriydi ve bu yüzden grup rahat seyirci rahat diyalog harika.Sonuç olarak bir saat kalmalarına rağmen doyulmaz bir konser.Ardından herkesin beklediği an sahne A silver mt zion için hazırlanmaya başlanır ve Efrim kendisini arada bir gösterir.Sahnenin tam olarak hazırlanmasından sonra grup elemanları yerlerini yavaşça alır(Efrim, Sophie, Jessica, Thierry, Scott).Sahnenin ortasına konan pet şişeden bozma çiçekli saksıyı da unutmamak gerek.Nese her şey hazırdır ve A Silver daha önce alışık olduğu Paris kitlesine döner gayet samimi olarak birşeyler söyler ve müzik başlar. Take These Hands And Throw Them In The River ,Dead Marines, Black Waters Blowed/Engine Broke Blues , Microphones in the Trees, Horses In The Sky, There Is A Light, Metal Bird, ve bis 1,000,000 Died To Make This Sound çalınır.Arada Efrim yaptığı olağanüstü diyaloglarla konser her şarkıdan önce ayrı bir havaya bürünür.Oldukça samimi, komik, iğneleyici ve kendinden emin tavırları dinleyici ile olan ilişkisini daha bir güçlendirdiğini ekleyebilirim.Umarım bir kez daha dinleme şansım olur zira Paris konseri turnelerinin son konseriydi ve fakat manyetikbant konser sonrası kemancı sophie yaklaştı ve İstanbul a çağırdı onları ve sophie de bir dahaki sefere görüşürüz dedi :) bu da küçük bir anekdot.Son olarak konser sırasında çekmeye çalıştığım iki videoyu ekliyorum.Umarım ilginizi çeker.(ilk video god bless our dead marines, ikincisi metal bird)
Üzerinden zaman geçmesine rağmen değinmek gereken bir şey Mogwai konseri. Bizim Ses Tiyatrosu'na benzer (koltuksuzu) cici bir yer olan Casino de Paris'de, kırmızı halılar üzerinde izledik Mogwai ve alt grup The Twilight Sad'i. Glasgow çıkışlı The Twilight Sad'den ayrı bir yazıda bahsedeceğim. Sahnede sadece yarım saat kaldılar ama özellikle solist James Graham'ın performansı görmeye değer. Dolu bir salonda sahne aldı Mogwai. Cayır cayır çalıp, bir de bis yaptılar. Stuart Braithwaite'in "World Cup Argentina '78" tişörtü ve bazı şarkılarda kullandıkları MacBook Pro'nun ekran koruyucusu olarak göze çarpan Celtic F.C. fotoğrafları (soyunma odası falan) hoş detaylardı. Söyleyecek pek bir şey bulamıyorum, hayatımda gördüğüm en güzel ses duvarlarından birini inşa ettiler karşımızda. Almanca bir blog'dan bulduğum setlist'i de vereyim:
Yes! I Am A Long Way From Home The Precipice Christmas Steps Scotland's Shame Friend Of The Night Hunted By A Freak I'm Jim Morrisson, I'm Dead Thank You Space Expert Secret Pint I Love You, I'm Going To Blow Up Your School 2 Rights Make 1 Wrong Helicon 1
Like Herod Bat Cat
Casino de Paris
The Twilight Sad - And She Would Darken The Memory
İsveç'ten devam ediyorum ve El Perro del Mar - Sarah Assbring 'ten ve konserinden bahsederek küçük bir yazıya başlıyorum. El Perro del Mar İsveç, Gothenburg 'dan Sarah Assbring in solo projesinin adı 2004 ve 2005 yıllarında sadece İsveç te sınırlı kalan albümleri daha sonra Memphis Industries (UK) den cıkardığı albümle sınırı biraz aşıyor ve daha geniş bir kitleyle buluşuyor.Singer/songwriter olunca yapılan çalışma pop ya da lo-fi olarak nitelendirmek kolay oluyor ama müzisyeni sesi ve söyleyiş tarzı belki burada daha önemli olacaktır.Geçen haftalarda Paris'te İsveç Kültür Merkezi'nde canlı dinleme şansını elde ettikten sonra açıkcası beni müziğine daha dikkatle yaklaşmaya itti.Küçük bir konserdi ama nerdeyse yılda 2 den fazla Paris'te konser vermesinden de olabilir konseri beklediğimden sıcak geçti.Stina Nordenstam' dan da şarkı söylemesi beni ayrıca mutlu etti.Küçük konserinde bir de iki bis yaptı çocuk şarkısı olan girl girl girl boy boy boy goodbye... ile konserini bitirdi.Son olarak nasıl desem İsveç'ten kötü bir müzik çıkmıyor galiba diye düşünmeye başladığımdan benimle aynı fikirde olanlar için El Perro del Mar bir kulak kabartmalarını önerebilirim.