Uzun süredir yazmıyorum ve günah çıkartır gibi birden yazı yazmak ve arınmak istedim.Ara verdiğim grup ve müzik inceleme deliliğime "At swim two birds" ile başladım.Garip bir tüketim çılgınlığına dönen müzik dinleme durumum beni zorlamıştı ki özlem duyulacak müzik ile dolma hissi kendi yolunu buldu.Bu kadar giriş zırvalamasından sonra At swim two birds e dönebilirim. At swim two birds Roger Quigley in solo çalışması.Roger Quigley ise bilenlerin aklına Manchesterlı grup The Montgolfier Brothers gelicektir.Mark Tranmer ile birlikte Roger grupla birlikte devam ederken her iki grup elemanı aynı zamanda yalnız başlarına da müzikle uğraşmıştır.Her neyse yazı konum olan At swim two birds e dönersem eğer ilk dinlemede dream havası aldığımı söyleyebilirim.Genelde dinlemekten zevk aldığım post-rock olmayışı beni yıldırmadı ve dinledikçe Roger Quigley nin bir süredir dinlediğim Returning To The Scene Of Crime...albümüyle aslında dreamden öte birşeyler yaptığını farkettim.Şarkı sözlerine baktığımda ise onun da arınma ile başının derte olduğunu düşündüm.Albümdeki "In bed with your best friend" dinlerken Roger ın sesini dinlemye seven için hayli doyurucu olabiliyor fakat sözleri ... bu cümleyi bitirmiyorum şarkıyı dinleyenlerin kendisinin doldurmasını tercih ediyorum.Albümdeki favorim ise albüme ismini de veren Returning To The Scene Of Crime dır.Uzun uzadıya yazmayı sevemediğim grup ya da müzisyen tanımlamasına burada son veriyorum.Son olarak dream ve slowcore dan hoşlananlar için bu albümü önermeden geçemiycem.
SVTR'in hayatı sona ermiş gruplar kontenjanından geliyor Liverpool'lu Space. Aslında Begin Again ve Neighbourhood singleları sayesinde çoğumuzun kendileriyle bir teması olmuştur. Vokal ve gitarda Tommy Scott, yine gitar ve geri vokalde Jamie Murphy, davulda Andy Parle tarafından 1993'te kurulan, bir yıl sonra kadroya keyboardist Franny Griffiths'i katan Space, birçok kaynaktan beslenen ve kategorize edilemeyen bir grup. The Who'ya yakın bir müzik yapma amacıyla kurulup, Sinatra, Tarantino filmleri, Looney Tunes çizgi filmlerinden etkilenmişler. Bu karışımdan ortaya çıkansa aynı albüm içinde klasik britpop, Sinatra/Paul Anka tarzıyla karışık pop, 80'lerin disko şarkıları, disko-distortion karışımı dans şarkıları. İlk albümleri Spiders 1996'da yayınlandı ve gruba platin plak kazandırdı. Neighbourhood ve Female of the Species singleları Space'e İngiltere'de şan şöhret getirdi. Ama 1997'de çıktıkları ABD turnesinde istediklerini bulamadılar. İkinci albümleri Tin Planet'in kayıtlarından hemen sonra davulcu Parle, annesinin ölümü sebebiyle grubu bıraktı. Yerine Leon Caffrey alındı. 1998'de çıkan Tin Planet de Spiders'ın başarısını sürdürdü. Grup 2001'de plak şirketi Gut Records'la, yeni albümleri I Love You More Than Football'un çıkış tarihinin sürekli ertelenmesi yüzünden (bu albüm hiçbir zaman yayınlanmadı) yollarını ayırdı. Bu da onların düşüşünün başlangıcı oldu. Jamie Murphy 2002'de gruptan ayrıldı. Space, kendi kabuğuna çekilip sadece internet sitesinden müzik yayımlamaya başladı. Grubun son albümü, 2004 çıkışlı Suburban Rock 'N' Roll ticari başarı kazanamadı. Plak şirketeriyle istedikleri gibi bir anlaşmaya varamamaları onları bezdirdi ve Space 2005'te resmi olarak dağıldı. Müzik piyasasının dehlizlerinde kaybolan Space, bana hep hakettiği kadar takdir edilmemiş gibi gelir. Özgün oldukları kadar eğlencelidirler. Albümlerini bulmak kolay değil, şarkı şarkı aramak daha iyi sonuç verebilir. En kolay bulunabilecekler ise Neighbourhood, Begin Again, Female of the Species, Catatonia'dan Cerys Matthews'la mizahi bir düet olan The Ballad of Tom Jones ve Avenging Angels olabilir. Çoğunun videosu YouTube'da mevcut. Tam olarak edinebildiğim tek albümleri Tin Planet, 90'lar İngiliz müziği ve holiganvari hislerle şarkılara eşlik edip elini kolunu sallayarak acemice dans etmeyi sevenlere tavsiyemdir.
1986 Londra çıkışlı Bark Psychosis, post-rock'ın ilk temsilcilerinden. Hatta terimin, Simon Reynolds'ın grubun ilk albümü "Hex" için Mojo'ya yazdığı eleştiride geçtikten sonra yaygın kullanım kazandığı söyleniyor. 1994 tarihli "Hex" ve 10 yıl sonra gelen "Codename: Dustsucker" albümleri dışında birçok EP'leri var. Grubun kurucusu Graham Sutton dışındaki üyeler sabit değil. Bark Psychosis şarkıları çok katmanlı bir elektronik altyapıya ve hülyalı (?) gitarlara sahip. Shoegaze ve dünya dışı sesleri karıştırıyor, yer yer caza da göz kırpıyor. Hem kadın hem erkek vokaller var. Ziyadesiyle deneysel. Dinledikçe içine gömülünen bir atmosfere sahip albümleri. "Hex" ve "Codename: Dustsucker" arasındaki 10 yıllık dönemde Graham Sutton bir de "Boymerang" adlı bir drum and bass projesi gerçekleştirmiş. Sutton'ın ayrıca "DustSucker Sound" adlı bir stüdyosu var. Kendisi Jarvis Cocker'ın da yapımcısı. Karanlık ve puslu Bark Psychosis, shoegaze ve post-rock seven herkese tavsiyemizdir. Favori albümüm Codename: Dustsucker'dır. Gayet tatmin edici bir de websiteleri var: barkpsychosis.com
Dave Gahan söz yazarlığını Paper Monsters ve Playing The Angel'da ispat etmişti. İkinci solo albümü Hourglass'la beni kendine daha da hayran bıraktı.
Albümdeki rock soundu daha belirgin, ilk albüme göre daha çok Depeche Mode'a benziyor. John Frusciante'nin elektro gitar soloları ve Gahan'ın bazı parçalarda özellikle sertleşen vokali beni çok memnun etti. Açılış şarkısı Saw Something albümün özeti gibi, bahsettiğim her şeyi içinde barındırıyor. İlk single Kingdom, bildiğimiz Dave Gahan tarzını iyice oturtuyor. Deeper and Deeper hem maço sözleriyle itici (İstemediğini söyleyemezsin, kavga çıkarmanı sevdiğimi biliyorsun vs.) hem Gahan'ın alışılmadık vokaliyle çekici. 21 Days ve Miracles bence Gahan'ın yaşama karşı inançsızlığını ifade ediyor. Use You ise herkese ve kendine duyduğu nefretin açık beyanı, güçlü elektronika altyapısıyla albümün en iyilerinden. Insoluble umutsuz bir sakinleşme çabası, Endless tatlı bir aşk şarkısı. A Little Lie müthiş bir şey, gönlümün şampiyonu =) Kapanışı yapan Down'da yaşlanıp, güçsüzleşip çöküp kalma korkusunu dile getiriyor Gahan, samimi bir itiraf gibi. Paper Monsters'dan iyi, Playing The Angel'dan da iyi bir albüm Hourglass. Bir sonraki albümünü kolay kolay beğenmeme lüksünü bize verecek kadar iyi. Kapak fotoğrafları ve logonun Anton Corbijn'e ait olduğunu da atlamayalım. Tracklisti derli toplu halde görelim:
Saw Something Kingdom Deeper and Deeper 21 Days Miracles Use You Insoluble Endless A Little Lie Down
Müzik bizi sessizlikten kurtardı ama "dinlemesek de her konserde görünelim, namımız yürüsün"cü enteresan komünitenin gevezeliğinden yırtamadık. Buna rağmen gruptan "best audience ever" iltifatını almayı başardık 19 Aralık'ta Babylon'da gerçekleşen Piano Magic konserinde. Radarlive'da deniz yorgunluğuyla çimlerde yayılarak izlemiştim, bu sefer sağ öndeki amfinin dibinden, müziği midemde hissederek iştirak ettim kendilerine. İngiliz muhasebeci kostümüyle gözlerini pörtleterek Babylon'u süzen Glen Johnson, gitarını neredeyse önündeki seyircilerle beraber çalacakmış gibi duran Franck Alba, sevimli metalci görünümlü basçı Alasdair Steer, mükemmel davulcu Jerome Tcherneyan ve Cedric Pin'in harika performansı boyunca Klima'yı pek aramadım açıkçası. 2 saat boyunca sahnede bir ses duvarı yükseldi sanki, hele konserin sonuna doğru bu ses duvarına çarpıp çarpıp dağıldım. O kadar güçlü ve "gürültülü" bir setlistti ki Glen Johnson "Birkaç sakin parça çalabilir miyiz?" diye nezaketen izin aldı seyirciden. Dead Can Dance cover'ından önceki Spice Girls muhabbeti güldürdü: - Şimdi bir Dead Can Dance şarkısı çalıcaz. Onları biliyo musunuz? - Eyyoo, helööö.. - Yoksa Spice Girls mü tercih edersiniz? Hangisi? - Eyyoo, helööö.. - Move a little closer baby... 'cause tonight is the night when 2 become 1! (Spice Girls)
Konserle ilgili tek kötü şey - ve gözardı edilemeyecek kadar sinir bozucu - başta bahsettiğim gevezeliklerdi. Şarkı başlarında öyle anlar oldu ki arkadan sürekli vırvır konuşma sesleri gelirken, orta ve önlerden "şşşşşş" sesleri yükseldi. Sahnedekilerin şaşkınlığı da yüzlerinden okunuyordu. Glen Johnson bazen sessizlik sağlanmasını beklemek zorunda kaldı. Babylon'daki bu olay bir şekilde bitmezse bayağı gerginlik yaşanır. Yine de seyircinin konserle ilgilenen kısmı o kadar coşkuluydu ki önce "gördüğümüz en iyi seyircilerdensiniz", sonra da "en iyisi sizsiniz" cümleleriyle ödüllendirildik. Bir ara yorucu bir tempoyla alkış tutturdular bize. Karşılıklı gaz vermelerin sonunda beklenen bir bis de oldu tabii. Kaçıranlar ne kadar üzülse yeridir. Özellikle bis itibariyle Sonic Youth'a yakın bir mertebeye erdik. Setlist'i vermeden önce gruptan gülümseten bir cümle daha: "Piano Magic düğünleriniz, partileriniz ve cenazeleriniz için hizmetinizdedir."
No Closure Saint Marie Jacknifed The End Of A Dark, Tired Year Advent (Dead Can Dance) The King Cannot Be Found (über-güzeldi=) I Am The Teacher's Son Love & Music (çok eşlik edildi buna tabii) Great Escapes (bu şarkıdan sonrası bir tür trans gibiydi) The Nostalgist Speed The Road, Rush The Lights (Music Won't Save You From Anything But) Silence Saints Preserve Us (nasıl desem, hayatımı kaydırdı) The Last Engineer BİS - Password (Hallelujah!)